İçinde bulunduğum durum ve yaşantılarımın dönüp durduğu çember işte buydu: Bir taraftan yoğun acılarla yaşamak, diğer taraftan ise acılardan kurtulmak için yazgıyla uyum içinde, bilinçli bir çabalayış. Bilincimin belki de bilincimden gelen seslerden ilkinin kararıydı bu. İkinci ses ise, daha sessiz ama daha derin ve daha kalıcı yankılarla, ayrımlı bir yönden yaklaşıyordu duruma.
(....)Bu ikinci ise, acı çekmenin tatlı yönlerinin, onun gerekliliğinin şarkısını söylüyor; acının üstesinden gelmek ya da onu yok etmek istemiyor, tersine, acıda derinleşmek, onu canlı kılmaktan söz ediyordu.
Sözlere dönüştürdüğümüzde, şöyle diyordu ilk ses kabaca: Acı acıdır, bu konuda pazarlığa gerek yok. Acıyla acı çekilir. Acının üstesinden gelebilecek güçler vardır. Öyleyse ara bu güçleri, onlara özen göster, onları deneyimle, kendini onlarla donat! Ama eğer sonsuza değin sürekli acı çekmek istiyorsan, o zaman sen bir delisin, iradesizin birisin.
Kabaca çevirdiğimizde şöyle diyordu ikinci ses: “ Acı yalnızca acı verir, çünkü sen ondan korkuyorsun. Acı onu büyüttüğün için acı verir. Ondan kaçtığın için ardından gelir. Kaçmamalısın, gözünde büyütmemelisin , korkmamalısın. Sevmelisin. İç dünyanın derinliklerinde çok iyi biliyorsun ki, yalnızca tek bir büyü, tek bir güç, tek bir kurtuluş ve tek bir mutluluk vardır ve ona da 'sevmek' denir. Öyleyse sev acıyı! Ona karşı koyma, ondan kaçma! Tadına bak, içinin ne denli tatlı olduğunu göreceksin, kendini ona ver, karşı koyma ona! Acı veren, yalnızca senin karşı koyuşundur, başka bir şey değil. Acı acı değildir, ölüm de ölüm, eğer sen onları acı ve ölüme dönüştürmezsen.
Hermann Hesse-BOZKIR KURDU'NUN DÜŞ YOLCULUKLARI /Bir parça anı Defteri (sf.169-170)Remzi Kitabevi
Hesse sorularımı cesaretlendirip, onlara ışık tutmakta.
Ama , cevabı bilene değin sürmeli sorular.
Orijinal Foto: Martin Harvey
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Temmuz 2010
24 Temmuz 2008
İnsan Olmak
Bazen ruhunun daraldığı zamanlar olur insanın..dar zamanlarda.İşin başından aşmıştır.Tek bir çıt sesine tahammül edemezsin, ama neylersin ki yanındaki gevezenin dedikodusu gelmiştir ve komşularına ya da arkadaşlarına telefon açarak devam etmek istemektedir mesaisine. Veya amirinin izinli olmasından aldığı izinle bilgisayarda kelime türetme oyunu oynamaktadır departman arkadaşıyla: Sen kaç kelime bulduun?
Havada uçuşan anlamlı anlamsız bir dolu kelimenin arasında bir boşluk bulup "yahu bazı insanlar ne kadar kolay para kazanıyorlar" diye düşünüyorsun bir an için..
Böyle düşünmek ayıp mı? Ayıpsa ayıp..düşündürenler utansın bir kere de.
Bu kıskançlık mıdır peki? Asla ve kat'a.
Teraziye isyan? Evet. Eminim kesinlikle.
Bu anlattığım örnekte durum çok vahim değildir çünkü, mevcut sorundan kolaylıkla kurtulabilir insan..Çözüm için en gereksizinden bir kaç örnek vermek gerekirse; ya geveze arkadaşının kafasına zımba makinesini atarsın(mümkün tabii neden olmasın), ya gelince amirine biiir bir şikayet edersin ya da hem geçecek süre içinde seslerin kesileceğini umut ederek ve hem de fırsat değerlendirme aşkına sığınarak bir sigara molası alırsın. Bu noktada son bir öneri gerekiyor sanırım...Direkt uyarma yoluna da gidilebilir bence..Önemli olan sorunu çözmektir ama, yeni sorunlara yol açmamak gerek ne de olsa. Hem saygısız birinin yakıştıracağı cadı-despot-uyumsuz v.s. sıfatlarına sahip olmaktan rahatsız olacak değilsin sonuçta.
Bir de öyle daralmalar vardır ki, anlara, dakikalara değil; günlere, aylara, yıllara yaygındır. Nediri- ne değildiri, konu değil burada. Konu içine sıkışılan sorunu anlatabilmek.Paylaşmak yani (Sanırım yazı uzadıkça başka konular da bulabileceğim!).
Yazdıktan hemen sonra şu 'sorunu paylaşma' düşüncesi bir an garip geldi bana. Ama yok silmeyeceğim. Sorunlar elbette paylaşılabilir. Çünkü ben tam da bu ifadenin ne olduğunu anlatacağım burada.
Sorun olarak gördüğün konuya odaklandığında bazen hiçbir şey yapmadan içinde sığınacak bir karanlık çukur kazarsın ya kendine (uydurmuyorum, kendimden biliyorum..böyle oluyor bende). Bir süre beklersin karanlıkta. Kimbilir belki çözümü kendi içinde bulabilirsin böylece. Belki de çözüm kendiliğinden çıka gelir de karanlığı dağıtır diye beklersin oracıkta.
Çözüm bulmak adına yabana atılmayacak bir yöntemdir bu aslında..Işığa bağlı ipi elinden bırakmadığın sürece iyi bir şeydir yani. Çünkü hem seninle ve dert ettiğin şeyle yüzleşmek hem de her ikinizi de kabul etmek için zaman verir sana.
Çözüm yoksa veya sen onu göremiyorsan bir dinlemesini becerebilene/bir anlatılanı anlamak isteyene anlatırsın acı veren sıkıntını, korkunu..artık o her neyse.
Hiçbir şey beklemezsin ondan sahici bir ilgiden başka.
Sen aradın, araştırdın, uzmanına sordun ama korkunu yenemedin ya..
O halde aradığın biraz pış pıştır sadece. Anlaşıldığını hissetmek bile yeter bazen insana.
Sanırım o gün bana korkusunu anlatan güzel arkadaşım da işinin arasında yolladığı e-postayla bir çözüm istememişti benden. Ya da istemişti..O an isteyip istemediği gelmedi aklıma. Bir tek kelimesi yetti bana. İşin taa en başından beri bildiğim korkusunu -cümlelerinin ardına koyduğu o bir tek kelimeyle o güne kadar hiç anlamamış olduğumu anladım (dinlemenin pîri olduğunu sanan ben'im için üzgünüm bu arada).Ve benimmiş gibi hissettim korkusunu o gün, benmişim gibi oldum yaşadıklarını yaşayan. Bir çare bulmalıyım diye düşündüm ilk önce..ama, o çaresiz dertler içinde değildi ki..sadece çok ağır bir baskı altındaydı ve çok güzel olacak bir sonuca korkuyla bakıyordu ya olmazsa/ya korktuğu olursa diye. Yine de ben bir çare bulmalıyım dedim yine..Kendi sorununa odaklanmış biri gibiydim şimdi. Ve elimden geldiğince korkmaması gerektiğini, umudun güzelliğini hatırlatmaya çalıştım.Sonra kendi sorunuma çözüm bulamadığımda başvurduğum yolu anlattım ona..ki paylaşmak istiyorum: Dua et..inan..güven. Bu sana huzur verecektir.
Bu üç önerinin hiç biri de duyulmamış, bilinmemiş, öğrenilmemiş şeyler değildi elbette. Benim yaptığım düpedüz -hem ona hem de bana- bildiğimizi bildiğim değerleri hatırlatmaktı.
Uyguladı mı? İşine yaradı mı? Doğrusu bilmiyorum. (Ama bana yaradığını söyleyebilirim isteyene.) Sormayı düşünmüyorum. Onu bugün arayacağım..ya da kısa bir mektup yazarım. Büyük korkuları içinde yaşayanın üzerine gidilmez, o anlatır isterse..
Şimdi aşağıya alıntıladığım yazının yukarıdaki olaylar ve insanlarla doğrudan bir ilgisi bulunmamakta. Benim hoşuma gitti. Bildiğim, tanıdığım ifadeler var içinde. Hatırlamak isteyen dostlarla paylaşmak için yapıştırıyorum buraya.
"Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.
1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. "Yeryüzünde Yaşam" isimli tam zamanlı gayrıresmi bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir..
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. "Başarı" kadar "yenilgiler" de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır -- ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. "Bura" dan daha iyi bir "orası"yoktur. "Orası" dediğiniz yer "burası" olduğu zaman gene "bura"ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir "orası" olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız . Yaşamınıza sahip çıkın -- yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler -- dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça "Ruhun Yasaları"nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz."
"If Life is a Game, These are the Rules" /Cherie Carter-Scott
Havada uçuşan anlamlı anlamsız bir dolu kelimenin arasında bir boşluk bulup "yahu bazı insanlar ne kadar kolay para kazanıyorlar" diye düşünüyorsun bir an için..
Böyle düşünmek ayıp mı? Ayıpsa ayıp..düşündürenler utansın bir kere de.
Bu kıskançlık mıdır peki? Asla ve kat'a.
Teraziye isyan? Evet. Eminim kesinlikle.
Bu anlattığım örnekte durum çok vahim değildir çünkü, mevcut sorundan kolaylıkla kurtulabilir insan..Çözüm için en gereksizinden bir kaç örnek vermek gerekirse; ya geveze arkadaşının kafasına zımba makinesini atarsın(mümkün tabii neden olmasın), ya gelince amirine biiir bir şikayet edersin ya da hem geçecek süre içinde seslerin kesileceğini umut ederek ve hem de fırsat değerlendirme aşkına sığınarak bir sigara molası alırsın. Bu noktada son bir öneri gerekiyor sanırım...Direkt uyarma yoluna da gidilebilir bence..Önemli olan sorunu çözmektir ama, yeni sorunlara yol açmamak gerek ne de olsa. Hem saygısız birinin yakıştıracağı cadı-despot-uyumsuz v.s. sıfatlarına sahip olmaktan rahatsız olacak değilsin sonuçta.
Bir de öyle daralmalar vardır ki, anlara, dakikalara değil; günlere, aylara, yıllara yaygındır. Nediri- ne değildiri, konu değil burada. Konu içine sıkışılan sorunu anlatabilmek.Paylaşmak yani (Sanırım yazı uzadıkça başka konular da bulabileceğim!).
Yazdıktan hemen sonra şu 'sorunu paylaşma' düşüncesi bir an garip geldi bana. Ama yok silmeyeceğim. Sorunlar elbette paylaşılabilir. Çünkü ben tam da bu ifadenin ne olduğunu anlatacağım burada.
Sorun olarak gördüğün konuya odaklandığında bazen hiçbir şey yapmadan içinde sığınacak bir karanlık çukur kazarsın ya kendine (uydurmuyorum, kendimden biliyorum..böyle oluyor bende). Bir süre beklersin karanlıkta. Kimbilir belki çözümü kendi içinde bulabilirsin böylece. Belki de çözüm kendiliğinden çıka gelir de karanlığı dağıtır diye beklersin oracıkta.
Çözüm bulmak adına yabana atılmayacak bir yöntemdir bu aslında..Işığa bağlı ipi elinden bırakmadığın sürece iyi bir şeydir yani. Çünkü hem seninle ve dert ettiğin şeyle yüzleşmek hem de her ikinizi de kabul etmek için zaman verir sana.
Çözüm yoksa veya sen onu göremiyorsan bir dinlemesini becerebilene/bir anlatılanı anlamak isteyene anlatırsın acı veren sıkıntını, korkunu..artık o her neyse.
Hiçbir şey beklemezsin ondan sahici bir ilgiden başka.
Sen aradın, araştırdın, uzmanına sordun ama korkunu yenemedin ya..
O halde aradığın biraz pış pıştır sadece. Anlaşıldığını hissetmek bile yeter bazen insana.
Sanırım o gün bana korkusunu anlatan güzel arkadaşım da işinin arasında yolladığı e-postayla bir çözüm istememişti benden. Ya da istemişti..O an isteyip istemediği gelmedi aklıma. Bir tek kelimesi yetti bana. İşin taa en başından beri bildiğim korkusunu -cümlelerinin ardına koyduğu o bir tek kelimeyle o güne kadar hiç anlamamış olduğumu anladım (dinlemenin pîri olduğunu sanan ben'im için üzgünüm bu arada).Ve benimmiş gibi hissettim korkusunu o gün, benmişim gibi oldum yaşadıklarını yaşayan. Bir çare bulmalıyım diye düşündüm ilk önce..ama, o çaresiz dertler içinde değildi ki..sadece çok ağır bir baskı altındaydı ve çok güzel olacak bir sonuca korkuyla bakıyordu ya olmazsa/ya korktuğu olursa diye. Yine de ben bir çare bulmalıyım dedim yine..Kendi sorununa odaklanmış biri gibiydim şimdi. Ve elimden geldiğince korkmaması gerektiğini, umudun güzelliğini hatırlatmaya çalıştım.Sonra kendi sorunuma çözüm bulamadığımda başvurduğum yolu anlattım ona..ki paylaşmak istiyorum: Dua et..inan..güven. Bu sana huzur verecektir.
Bu üç önerinin hiç biri de duyulmamış, bilinmemiş, öğrenilmemiş şeyler değildi elbette. Benim yaptığım düpedüz -hem ona hem de bana- bildiğimizi bildiğim değerleri hatırlatmaktı.
Uyguladı mı? İşine yaradı mı? Doğrusu bilmiyorum. (Ama bana yaradığını söyleyebilirim isteyene.) Sormayı düşünmüyorum. Onu bugün arayacağım..ya da kısa bir mektup yazarım. Büyük korkuları içinde yaşayanın üzerine gidilmez, o anlatır isterse..
Şimdi aşağıya alıntıladığım yazının yukarıdaki olaylar ve insanlarla doğrudan bir ilgisi bulunmamakta. Benim hoşuma gitti. Bildiğim, tanıdığım ifadeler var içinde. Hatırlamak isteyen dostlarla paylaşmak için yapıştırıyorum buraya.
"Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.
1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. "Yeryüzünde Yaşam" isimli tam zamanlı gayrıresmi bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir..
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. "Başarı" kadar "yenilgiler" de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır -- ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. "Bura" dan daha iyi bir "orası"yoktur. "Orası" dediğiniz yer "burası" olduğu zaman gene "bura"ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir "orası" olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız . Yaşamınıza sahip çıkın -- yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler -- dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça "Ruhun Yasaları"nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz."
"If Life is a Game, These are the Rules" /Cherie Carter-Scott
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)