Tamam hatırladım :
Harlan Coben -ORMAN-
Sıkılıkla belirtirim, vasıfsız okuyucuyum ben, öyle entellektüel, kafası çok çalışan, efendime sööğliyim çok ciddi bi kadın diilim yani.
Ben okumak için de okurum, öğrenmek içinde.
Elimde 1 Çocuk Psikolojisi,
1 Siyasi Kitap,
1 de Güncel kitap olur.
Siyasi kitabı ve psikoloji kitabını bitirene kadar 3-4 güncel roman biter 1 ay içinde.
Ha çok şükür okudukça öğrenirim de bişeyler ama öyle dedim ya iddalı bi tip değilim.
Şimdi bu adamın kitapları da polisiye denebilecek, aksiyonlu falan; hikayesi güzel, anlatımı iyi, karakterleri dikkat çekici, çeviri dili sorunsuz ( kafa karıştımayan) kitaplar.
Okurken TV seyrediyormuş hissi veren, keyif verici denecek cinste.
Velhasılı, ben her gördüğüm yerde alıyorum bu adamın kitaplarını size de tavsiye ederim.
adtech
Çalışkanarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışkanarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2011 Salı
7 Temmuz 2011 Perşembe
:) KIZKARDEŞLERİM :)
Kızkardeşiniz hayatınızdaki ilk arkadaşınızdır.
Çılgın ailenizi, onun gibi anlayan bir başkası olmayacak. Eskisi kadar bir araya gelip konuşamasanız bile o sizin en iyi arkadaşınız olarak kalacak.
Kızkardeşiniz, elinizi bir süre, kalbinizi ise ömür boyu tutacak.
Bu hafta, “EN İYİ KIZKARDEŞ HAFTASI”, bütün kalbinizle sevdiğiniz bir kızkardeşiniz varsa, bunu profilinize kopyalayın
31 Aralık 2010 Cuma
2011
Allahım herkese afiyet versin,
sağlık ve huzur versin,
Aşsızlara aş,
eşsizlere eş,
İşsizlere iş versin.
İsteyene ikiz, üçüz, bebek versin.
Canı çekene bavul dolusu
( hadi çok olmasın çanta;
ya da bilemedin, cüzdan dolusu)
200 lük banknot versin.
Amin
.
30 Aralık 2010 Perşembe
Baharatlı çubuklar
Kızımın doğum günü yaklaşırken Çocukla cocuk blogdaşımdan görmüştüm.
Yaptım ve aynen ben de bayıldım.
Ve fakat her zaman olduğu gibi bişeyleri değiştirdim ve " İYİ Kİ DE YAPTIM" .
Yaptığım değişiklik tamamen "şeklen " bu defa.
Baharatlı Çubuklar, Kareler
1 paket margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
2 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı şeker
2 tatlı kaşığı biber salçası
( ben 4 kaşık kadar koydum, daa güzel oldu :))
( ben 4 kaşık kadar koydum, daa güzel oldu :))
2 tatlı kaşığı köfte baharı
2 paket kabartma tozu
2 yumurta sarısı içine akı dışına
1 tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un
Hamur ele yapışmayacak oluncaya kadar un ekleyin ve yoğurun.
( Size bi PÜF NOKTASI ; 1. Eğer elleriniz sıcak ise hamuru yumuşatacağı için fazlaca un koyma riskiniz vardır ki bu da oranı aşmanıza ve de KAZIK gibi kurabiyeler yapmanıza sebep olabilir. Bunun üstesinden gelmek için üzeri kapatılmış yada streç filme sarılmış hamuru buzdolabında en az yarım saat bekletip öyle devam edin yoğurmaya.
2. bi yolda hamuru yoğurmaya başlarken sıvıları eklemeden önde
margarini kurularla karıştırıp tezgah üzerinde kese kese küçültüp bi anlamda yoğurma yapmaktır)
Daha sonra hamuru çok az un serperek merdane ile açıp
Tırtıklı ( dişli) hamur ruleti ile kestim ve sonuçta baharatlı çubuklar ile
minik küçük tefecik kareler elde edin.
Sonrasında malum yağlı kağıda dizip üzerleri hafif tulza çırpılmış yumurta akı ile yağlayıp en üste de bolca haşhaş serpiyosunuz.
Vallaha anlatamam nası tatlı nası güzel oldu.
İsteyen Çocukla çocuk a da sorabilir, o da bayılmış çünkü.
Herkese peteğimden kova kova bal, Öptüm :))
.
27 Aralık 2010 Pazartesi
Zeytin dediğin bu imiş de kimse bize dememiş

Yaşadığım memleketlere bayılıyorum.
Başka şeyleri neyse de ilk damak zevkleri balıklama dalar bizim evimize, hayatımıza....
İşte Osmaniye ya da Çukurova'nın bize kattığı muhteşem bi lezzet ev yapımı, kırılmış zeytin...
Kendileri tarafımdan özel çekiç olmadığı için mermerle fena halde dövülüp; görüldüğü gibi her yanı kırılıp misler gibi sularda yatırılıp, acısı hiç kalmayacak kadar çıkartılıp şahane salamuralara konmuş ve şu aralarda minnet ve afiyetle tüketiliyorlar.
Bu arada da hep beraber farkediyoruz ki " SİYAH ZEYTİN DE NEDİR? " diyecek kadar sever oluyoruz bu şahane şeyi...
Ah canım arkadaşlarım isterdim ki siz de Peteğime yakın olun da bu mükemmel tadı tadabilin.
Neyse o olmasada ben den size Pteğimden bolca bal....
Afiyet şeker; sağlık ve sıhhat olsun :))
Sevgiler Çalışkan...
.
22 Aralık 2010 Çarşamba
Hayat sana bi gol daha attım :))
Seslendirdiğim son kitabı hazırlarken ( işte tam da burada attım golü) bişey keşfettim ve çok duygulandım, gururlandım, Ezildim.
Kitapları seslendirmemi isteyen Eğitmenin de bi görme engelli oluşu yaşattı bana bu duyguları. Ne kadar hayra oldum kendisine bilemezsiniz. Şimdi izninizle Sizlerde hayran olun diye http://engelsizteknoloji.blogcu.com adresinde yayınlana yazıyı aktarıyorum.
FUTBOL OYNARKEN GÖZLERİNİ KAYBETTİ
Dünyada 37 milyon görmeyen, 124 milyon da az gören yaşıyor. Türkiye’de ise 750 bin görme engelli var. Onların yüzde 25’i doğuştan, yüzde 75’i de geçirdiği bir hastalık sebebiyle görme yetisini kaybetmiş. Yıllardır tüm dünya 12 Ekim’i ‘Dünya Görme Günü’ olarak kutluyor. Türkiye’de ise 2006 yılından bu yana kutlanıyor bu anlamlı gün. Biz de 12 Ekim’i vesile bilerek hayata bir adım geriden başlayıp çok ilerilere gidebilmiş görme engellilerle, başarı hikâyelerini ve bu uğurda yaşadıkları zorlukları konuştuk...
14 yaşına kadar hiçbir engeli olmadan yaşayan biri, bir anda göremezse ne yapar? Bu sorunun cevabını Altınokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’nin Zeki Akkök Masaj Eğitim ve Uygulama Bölümü sorumlusu Hakan Erdem’in hayatında bulmak mümkün… 14 yaşında, yerinde duramayan futbol âşığı biridir Erdem. Hayatının son profesyonel maçında havadan gelen topu karşılamak için yükselir. Top o kadar sert atılmıştır ki yüzüne gelir gelmez gözü kararır. Bu durumun geçici olduğunu düşünerek kimseye söylemez.
Aradan haftalar geçer. Fakat gözlerindeki karanlık perde kalkmaz. Gündelik hayatı biraz daha zorlaşır. Mesela, annesi yer sofrası hazırladığında görmeyip yemeklerin içine girer. Kendi bakımını yapmakta zorlansa da ser verir, sır vermez. Olayın patlama noktası ise hayli ilginçtir. Okul merdivenlerini zar zor inen Hakan, öğretmeninin merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olur. Öğretmen: “Kör müsün oğlum?” deyince; “Evet göremiyorum” der. Bunun üzerine okul müdürü ve öğretmenler devreye girer. Anne-babasına Hakan’ın durumu anlatılır. Soluğu Malatya Devlet Hastanesi’nde alırlar. Acı gerçeği orada öğrenirler: “Hakan’ın gözlerindeki retina yırtılmış. Şu an yüzde 30 görüyor. İlerleyen yaşlarda hiç görmeyebilir.” Babası oracıkta yığılıp kalır ve ilk kalp krizini geçirir.
8 kardeş arasındaki tek görme engelli Hakan Erdem, zor günler yaşar. Babası ilkokul mezunudur. Fakat oğlunun sağlığına kavuşup eğitimine devam etmesini can-ı gönülden ister. Tedavi için Ankara Göz Bankası’na giderler. Sosyal güvenceleri yoktur. Babası bütün mal varlığını oğlu için harcar. Uzun süren ameliyatlardan sonra Hakan’ın gözleri yüzde 10 açılır. Mesela televizyonu görür ama içindekileri seçemez. Kitabı algılar; ama yazıları göremez.
OKULUNU BIRAKMAK ZORUNDA KALDI
Hayata hafif puslu bakmaya alışsa da futbol arkadaşları tarafından dışlanmaya başlar Hakan. Yaşadığı duygusal çalkantılar, arkadaşlarından tamamen kopmasına ve orta ikinci sınıfta okulunu bırakmasına sebep olur. Eğitimine devam etmek içinse tek seçenek körler okuludur. Başvurur, kontenjanın dolu olduğu söylenir. “Gel” dediklerinde ise 17’sinde bir delikanlıdır. Gitmekten vazgeçer. Bir yıl sonra İstanbul’a gelir. Dışarıdan bitirme sınavlarına girerek önce ortaokulu sonra da liseyi bitirir. Bu esnada dünyaca ünlü masör Prof. Dr. Zeki Akkök’le tanışır ve onun öğrencisi olur. Kendini en iyi şekilde yetiştirmeye çalışır. Bir yandan da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanıp tahsiline devam eder. “Başarmak benim için önemliydi” diyor Hakan: “Aileme yük olmak istemiyordum. Görme engelli olduktan sonra babamdan hiç harçlık istemedim.”
Hakan Erdem, kısa sürede kendini toparlamış. Futbol sevgisini yüzmeye vermiş. 50 metre serbestte 12 kez Türkiye birincisi olmuş. Kurbağalamada da 3’üncülükleri var. Görme engelli olması da hayli ilginçlik katıyor mesleğine. Ayrıca Türkiye’de en uzun ve tek resmi masörlük kursunun da sorumlusu şimdi. Şimdiye kadar 94 görme engelli gence masörlük eğitimi vererek iş hayatına atılmalarına vesile olmuş. Kendi mesleğiyle alakalı tüm eğitim programlarını, seminerleri takip ediyor. Eşi Elif Hanım da çok az görüyor. Bir fark var aralarında: Hakan Bey, akşamları hiç göremiyor. Kızları Dilara (3) anne-babasının göremediğinin farkında. Mesela babası bir şey istediğinde götürüp eline veriyor, uzatmıyor. Dolaşmaya çıktıklarında önlerine çıkan çukurları söylüyor. Yerde oyun oynarken “Burada ben varım” diyor. Hakan Bey ilk zamanlar Dilara’nın hassasiyetinden çok etkilenmiş. “Allah büyük, yardım ediyor.” diyor. Ona göre tüm bunlar Allah’ın bir hikmeti…
Daha başakaları da var.
Devamı için lütfen http://engelsizteknoloji.blogcu.com
sitesine gidin....
Kitapları seslendirmemi isteyen Eğitmenin de bi görme engelli oluşu yaşattı bana bu duyguları. Ne kadar hayra oldum kendisine bilemezsiniz. Şimdi izninizle Sizlerde hayran olun diye http://engelsizteknoloji.blogcu.com adresinde yayınlana yazıyı aktarıyorum.
FUTBOL OYNARKEN GÖZLERİNİ KAYBETTİ
Dünyada 37 milyon görmeyen, 124 milyon da az gören yaşıyor. Türkiye’de ise 750 bin görme engelli var. Onların yüzde 25’i doğuştan, yüzde 75’i de geçirdiği bir hastalık sebebiyle görme yetisini kaybetmiş. Yıllardır tüm dünya 12 Ekim’i ‘Dünya Görme Günü’ olarak kutluyor. Türkiye’de ise 2006 yılından bu yana kutlanıyor bu anlamlı gün. Biz de 12 Ekim’i vesile bilerek hayata bir adım geriden başlayıp çok ilerilere gidebilmiş görme engellilerle, başarı hikâyelerini ve bu uğurda yaşadıkları zorlukları konuştuk...
14 yaşına kadar hiçbir engeli olmadan yaşayan biri, bir anda göremezse ne yapar? Bu sorunun cevabını Altınokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’nin Zeki Akkök Masaj Eğitim ve Uygulama Bölümü sorumlusu Hakan Erdem’in hayatında bulmak mümkün… 14 yaşında, yerinde duramayan futbol âşığı biridir Erdem. Hayatının son profesyonel maçında havadan gelen topu karşılamak için yükselir. Top o kadar sert atılmıştır ki yüzüne gelir gelmez gözü kararır. Bu durumun geçici olduğunu düşünerek kimseye söylemez.
Aradan haftalar geçer. Fakat gözlerindeki karanlık perde kalkmaz. Gündelik hayatı biraz daha zorlaşır. Mesela, annesi yer sofrası hazırladığında görmeyip yemeklerin içine girer. Kendi bakımını yapmakta zorlansa da ser verir, sır vermez. Olayın patlama noktası ise hayli ilginçtir. Okul merdivenlerini zar zor inen Hakan, öğretmeninin merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olur. Öğretmen: “Kör müsün oğlum?” deyince; “Evet göremiyorum” der. Bunun üzerine okul müdürü ve öğretmenler devreye girer. Anne-babasına Hakan’ın durumu anlatılır. Soluğu Malatya Devlet Hastanesi’nde alırlar. Acı gerçeği orada öğrenirler: “Hakan’ın gözlerindeki retina yırtılmış. Şu an yüzde 30 görüyor. İlerleyen yaşlarda hiç görmeyebilir.” Babası oracıkta yığılıp kalır ve ilk kalp krizini geçirir.
8 kardeş arasındaki tek görme engelli Hakan Erdem, zor günler yaşar. Babası ilkokul mezunudur. Fakat oğlunun sağlığına kavuşup eğitimine devam etmesini can-ı gönülden ister. Tedavi için Ankara Göz Bankası’na giderler. Sosyal güvenceleri yoktur. Babası bütün mal varlığını oğlu için harcar. Uzun süren ameliyatlardan sonra Hakan’ın gözleri yüzde 10 açılır. Mesela televizyonu görür ama içindekileri seçemez. Kitabı algılar; ama yazıları göremez.
OKULUNU BIRAKMAK ZORUNDA KALDI
Hayata hafif puslu bakmaya alışsa da futbol arkadaşları tarafından dışlanmaya başlar Hakan. Yaşadığı duygusal çalkantılar, arkadaşlarından tamamen kopmasına ve orta ikinci sınıfta okulunu bırakmasına sebep olur. Eğitimine devam etmek içinse tek seçenek körler okuludur. Başvurur, kontenjanın dolu olduğu söylenir. “Gel” dediklerinde ise 17’sinde bir delikanlıdır. Gitmekten vazgeçer. Bir yıl sonra İstanbul’a gelir. Dışarıdan bitirme sınavlarına girerek önce ortaokulu sonra da liseyi bitirir. Bu esnada dünyaca ünlü masör Prof. Dr. Zeki Akkök’le tanışır ve onun öğrencisi olur. Kendini en iyi şekilde yetiştirmeye çalışır. Bir yandan da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanıp tahsiline devam eder. “Başarmak benim için önemliydi” diyor Hakan: “Aileme yük olmak istemiyordum. Görme engelli olduktan sonra babamdan hiç harçlık istemedim.”
Hakan Erdem, kısa sürede kendini toparlamış. Futbol sevgisini yüzmeye vermiş. 50 metre serbestte 12 kez Türkiye birincisi olmuş. Kurbağalamada da 3’üncülükleri var. Görme engelli olması da hayli ilginçlik katıyor mesleğine. Ayrıca Türkiye’de en uzun ve tek resmi masörlük kursunun da sorumlusu şimdi. Şimdiye kadar 94 görme engelli gence masörlük eğitimi vererek iş hayatına atılmalarına vesile olmuş. Kendi mesleğiyle alakalı tüm eğitim programlarını, seminerleri takip ediyor. Eşi Elif Hanım da çok az görüyor. Bir fark var aralarında: Hakan Bey, akşamları hiç göremiyor. Kızları Dilara (3) anne-babasının göremediğinin farkında. Mesela babası bir şey istediğinde götürüp eline veriyor, uzatmıyor. Dolaşmaya çıktıklarında önlerine çıkan çukurları söylüyor. Yerde oyun oynarken “Burada ben varım” diyor. Hakan Bey ilk zamanlar Dilara’nın hassasiyetinden çok etkilenmiş. “Allah büyük, yardım ediyor.” diyor. Ona göre tüm bunlar Allah’ın bir hikmeti…
Daha başakaları da var.
Devamı için lütfen http://engelsizteknoloji.blogcu.com
sitesine gidin....
9 Kasım 2010 Salı
Allah Rahmet Eylesin

10 Kasım 2010 saat 09.05 de Ruhuna El- Fatiha....
Bugün profilimde "İnsanım, Kadınım, Örtmenim, öğrenciyim, anneyim, eşim, evladım, Müslümanım, Laikim, Atatürkçüyüm, Feministim, gelenekçiyim, Galiba tüm karmaşası ve muhteşem harmanı ile tam anlamı ile TÜRKüm, mükemmel değil ama İnşallah vasat da değilim. Bi de hakkaten; çok ilgili, az bilgili yok yok çok bilgili :))); Çapçalışkan, çalışkan bi arıyım." yazan bu ifade bana sana olan minnet duygumu hatırlatıyor.
Sen ve silah arkadaşların ve de fikirdaşların sayesinde, tüm şehitlerimizle birlikte; harcadığın ömrünle ben bugün kadın, öğretmen, anne, eş ve evlat olurken aynı zamanda HÜR, FEMİNİST, DİNDAR ve MÜSLÜMAN olabildiğimi biliyorum.
Bu sebeple 10 Kasım 2010 saat 09.05 te SİRENLER çalarken sana ve TÜM ŞEHİTLERİMİZE dualarımı yolluyorum.
Allahım kabul etsin, Mekanınız cennet olsun İNŞALLAH....
.
29 Ekim 2010 Cuma
Biz Yapıyoruz

Dünya Engelliler Merkezi Genel Başkanı Nedim Kılıç, " ilk kez İstanbul Ataşehir Belediyesi ile işbirliği yapılarak, Dünya Engelliler Merkezi olarak Edirne'den Kars'a bütün duyarlı insanlarımıza duyurmak amacıyla tane tane kapak toplamaya başladık.Geri dönüşümlü olmak üzere plastikten oluşan kapaklar toplatılarak, bütün toplanan kapaklar doğrultusunda engellilere Tekerlekli Sandalye ve ihtiyaçları olan malzemeler olarak geri dönecektir.Buradan Kars'taki bütün kurumlara seslenerek kapak toplama kapsamında yardımcı olmalarını rica ediyoruz " dedi.Ayrıca Kılıç kampayanın Amerikalı sivil toplum örgütü tarafından desteklendiğini ve şimdiye kadar yaklaşık 3.500 kapak tekerlekli sandalye dağıtıldığını belirtti.
Şimdi Yolda yürüyorsunuz bir pet şişe gördünüz (markası kesinlikle önemli değil herhangi bir marka olabilir) eğilin ve kapağını alın.Evinizde bir torbaya doldurun.100 tane 50 tane 500 tane nekadar olursa şu mübarek ayda bir engelliyi mutlu etmiş olucaksınız.Çorbada sizinde tuzunuz olacak.Unutmayın her 250 KG kapağa 1 tekerlekli sandalye verilecek.VE ŞUNUDA UNUTMAYIN: HER SAĞLIKLI İNSAN (BİZLER) BİR ENGELLİ ADAYIDIR.
Bu kampanyayı her ilde başka başka kurumlar öncü olmak sureti ile yürütüyor galiba; zira Osmaniye İbn-i Sina Hastanesi ya da Kayseri de Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi üstlenmiş.
Herneyse Biz de TÜYSÜZ İKÖĞRETİM OKULU olarak en azından kapak topluyoruz. Size de tavsiye ederiz :)))
.
17 Ekim 2010 Pazar
Git Allah Aşkına
Git Allah Aşkına,
Ne biçim bi kitaptı, neydi bu??
Acaip çekici bi kapak, extra bi iç kapak (o da ayrı bi güzel) veeee berbat bi anlatım, bi dolu basım hatası, karışan isimler, sürekli atlayan olaylar; nihayetinde kandırılan okurlar...Tüm okuyanlara geçmiş olsun :))
Ya inatla ve ısrarla bitirmek istedim, belki sonu etkileyicidir; belki ben boş kafalının biriyim ve olayın derinini göremiyorumdur,olurya yakalar "büyük insan" mertebesine erişirim diye..
ama anlaşıldı ki;
( şıklardan seçiniz)
A. ben boş kafalı bi cahilim ve çok etkileyici ve edebi bi romanı kaz kafam almıyor.
B. Bu kitap şişirile şişirile satılmış; benim gibi aklı ve ufku çok dar olmasada kocaman olmayan yani NORMAL olan biri için bile feci şekilde boğucu ve hatta öldürücü bir hal almış.
Tüm bunlardan mütevellit ben, kendim, naçizane huzurlarınızdan -izninizle çekilip- küçük aklımla, küçük aklıma uygun basit ktaplarla dolu dünyama gidiyorum.
Not: Sizi de beklerim {Zira küçük ama keyiflidir:)))}
Ne biçim bi kitaptı, neydi bu??
Acaip çekici bi kapak, extra bi iç kapak (o da ayrı bi güzel) veeee berbat bi anlatım, bi dolu basım hatası, karışan isimler, sürekli atlayan olaylar; nihayetinde kandırılan okurlar...Tüm okuyanlara geçmiş olsun :))
Ya inatla ve ısrarla bitirmek istedim, belki sonu etkileyicidir; belki ben boş kafalının biriyim ve olayın derinini göremiyorumdur,olurya yakalar "büyük insan" mertebesine erişirim diye..
ama anlaşıldı ki;
( şıklardan seçiniz)
A. ben boş kafalı bi cahilim ve çok etkileyici ve edebi bi romanı kaz kafam almıyor.
B. Bu kitap şişirile şişirile satılmış; benim gibi aklı ve ufku çok dar olmasada kocaman olmayan yani NORMAL olan biri için bile feci şekilde boğucu ve hatta öldürücü bir hal almış.
Tüm bunlardan mütevellit ben, kendim, naçizane huzurlarınızdan -izninizle çekilip- küçük aklımla, küçük aklıma uygun basit ktaplarla dolu dünyama gidiyorum.
Not: Sizi de beklerim {Zira küçük ama keyiflidir:)))}

18 Ağustos 2010 Çarşamba
TÜRKAN
Geç kaldım
okumak için,bu kadar etkilenmek için ama yine de yetiştim yaptığım işi "hakkı" ile yapanların, gönül rahatlığı ile göçüp gidebileceğini öğreten
bi kitabı okumaya, KİTAP da şahane idi, insan (TÜRKAN) da şahane İMİŞ,
cep boyun fiyatı ve kalitesi de şahane imiş.......
10 Nisan 2010 Cumartesi
uf , çok işim var
Yormayın beni bu ara olur mu?
Çok işim var valla..
Çocukların notunu giricem,
Kitap seslendirmemi ( ACİLEN) bitiricem,
23Nİsan Çalışmalarına devam edicem ( her gün dans çalıştırcam kuzularımı),
Her öğlen voleybol oynuycam,
haftada 3 gün PİLATES yapıcam,
Beni beğenmeyen kocama Daha çok yemek yapıcam ( Az geliyomuş yaptıklklarım da)
Hepsinin üstüne 3 kilo daha vericem,
bu hafta perşembeye 20 kişilik misafir alıcam tüm bunları da 3-5 günde bitiricem,
Üsteik bu arada da kızımı ihmal etmiycem.....
ALLAH AŞKINA YORMAYIN BENİ
Bİ DE SİZLE Mİ UĞRAŞCAM???
( BAK ŞU GÜN OLDU DAHA LOST'U DA SEYREDEMEDİM :((((
Çok işim var valla..
Çocukların notunu giricem,
Kitap seslendirmemi ( ACİLEN) bitiricem,
23Nİsan Çalışmalarına devam edicem ( her gün dans çalıştırcam kuzularımı),
Her öğlen voleybol oynuycam,
haftada 3 gün PİLATES yapıcam,
Beni beğenmeyen kocama Daha çok yemek yapıcam ( Az geliyomuş yaptıklklarım da)
Hepsinin üstüne 3 kilo daha vericem,
bu hafta perşembeye 20 kişilik misafir alıcam tüm bunları da 3-5 günde bitiricem,
Üsteik bu arada da kızımı ihmal etmiycem.....
ALLAH AŞKINA YORMAYIN BENİ
Bİ DE SİZLE Mİ UĞRAŞCAM???
( BAK ŞU GÜN OLDU DAHA LOST'U DA SEYREDEMEDİM :((((
23 Mart 2010 Salı
1 AKŞAMDA ÇANTA ÇIKARMA
1 akşamda çanta nasıl örülür,
ANLATİYİM; şöyle...
Derya BAYKAL ablamızın tarifi ile
1 kocaman derya tığ alınır ( hani şu kocaman parmak kalınlığında olan)
Ya fotosunu bulamadım ama sanırım anladınız.
19- 20 zincir çekilip,
etrafı tam bir tur sık diş ile geçilip çantanın tabanı yapılır,
üzerine direk ikili trabzan çekilerek istenen uzunlukta örülür,
üst sırada başka çantadan (eski) kesilen ya da malzemeciden alınan kulplar tığ ile örülerek sabitlenir,
son sıra yine sık diş ile geçilir çanta havalı hala getirilir,
en sonda üzerine adedi 25-50 kruş arası değişen çiçekler silikon tabancası ile tutturulur.
2 milyon çeşit renk yapılıp eşe dosta dağıtılır :)))
ANLATİYİM; şöyle...
Derya BAYKAL ablamızın tarifi ile
1 kocaman derya tığ alınır ( hani şu kocaman parmak kalınlığında olan)
Ya fotosunu bulamadım ama sanırım anladınız.
19- 20 zincir çekilip,
etrafı tam bir tur sık diş ile geçilip çantanın tabanı yapılır,
üzerine direk ikili trabzan çekilerek istenen uzunlukta örülür,
üst sırada başka çantadan (eski) kesilen ya da malzemeciden alınan kulplar tığ ile örülerek sabitlenir,
son sıra yine sık diş ile geçilir çanta havalı hala getirilir,
en sonda üzerine adedi 25-50 kruş arası değişen çiçekler silikon tabancası ile tutturulur.
2 milyon çeşit renk yapılıp eşe dosta dağıtılır :)))
21 Mart 2010 Pazar
Kahrolsun 18 mart
18 mart yada 12 mart hiçi birşey ifade etmiyor bana..
ben 29 ekime de kızgınım 23 nisan'a da
hatta 10 kasıma da gıcık oluyorum...
boş bi kutlama hepsi ya da anma,hele de okullarda...
bomboş bi anma idi bizim tören basit anlamsız, geçiştirilmiş....
İstemiyorum ben anlamsız şeyleri
18 mart ta şiir okunması değil istediğim ya da tv de gördüklerime gözlerimin dolması....
Ben her hafta 5 gün 30 saat derste, "Yaşyoruz; Böyle yaşıyoruz,çünkü bunları Ata ve Şehitlere borçluyuz"
Matemetikte" biliyorsunuz di mi, üçgen Ata'nın bulduğu bi kelime"
beden eğitiminde " atatürk iyi bi spocuydu" demeyi,
Her gün andımızı okurken "ne mutlu, TÜRKÜM diyene!" diye içten gelen bir coşku hissetmeyi,
Her Pazartesi ve cuma İSİTKLAL MARŞIMIZI okurken bayrağa bakmayı ve okurken ne demek istediğimi
Din Kültürü dersinde şehit olmanın, önder olmanın, ecdadımıza rahmet okumanın ne demek olduğunu,; önce kendime sonra çocuklarıma hatırlatmayı, anlatmayı ANLAMLI buluyorum.
ben önce yaptığım işe sahip çıkıp, geçiştirmeden; bunu vatana milllete baorç ama kendime de sahip çıkarak yapmayı anlamlı buluyorum
Anma törenini anma yaparak
kutlamaları da coşarak yapmayı anlamlı buluyorum.
Kaçımız için 29 ekim sadece tatil anlamına gelmiyor?
Neden sanki bi ara yaptığımız gibi konserle, coşarak "4 temmuz" gibi bayram olarak kutlayıp, çocuklarımız bayram gibi sevdirip; daha anlamlı kılamıyoruz ki...
İstemiyorum ben devlet töreni, TV de uyduruk bi haber, iki damla gözyaşı....
Ben hayat tarzı, bayram çoşkusu, gerçek bir anma istiyorum...
Herşey hakettiği gibi olsun istiyorum
ben 29 ekime de kızgınım 23 nisan'a da
hatta 10 kasıma da gıcık oluyorum...
boş bi kutlama hepsi ya da anma,hele de okullarda...
bomboş bi anma idi bizim tören basit anlamsız, geçiştirilmiş....
İstemiyorum ben anlamsız şeyleri
18 mart ta şiir okunması değil istediğim ya da tv de gördüklerime gözlerimin dolması....
Ben her hafta 5 gün 30 saat derste, "Yaşyoruz; Böyle yaşıyoruz,çünkü bunları Ata ve Şehitlere borçluyuz"
Matemetikte" biliyorsunuz di mi, üçgen Ata'nın bulduğu bi kelime"
beden eğitiminde " atatürk iyi bi spocuydu" demeyi,
Her gün andımızı okurken "ne mutlu, TÜRKÜM diyene!" diye içten gelen bir coşku hissetmeyi,
Her Pazartesi ve cuma İSİTKLAL MARŞIMIZI okurken bayrağa bakmayı ve okurken ne demek istediğimi
Din Kültürü dersinde şehit olmanın, önder olmanın, ecdadımıza rahmet okumanın ne demek olduğunu,; önce kendime sonra çocuklarıma hatırlatmayı, anlatmayı ANLAMLI buluyorum.
ben önce yaptığım işe sahip çıkıp, geçiştirmeden; bunu vatana milllete baorç ama kendime de sahip çıkarak yapmayı anlamlı buluyorum
Anma törenini anma yaparak
kutlamaları da coşarak yapmayı anlamlı buluyorum.
Kaçımız için 29 ekim sadece tatil anlamına gelmiyor?
Neden sanki bi ara yaptığımız gibi konserle, coşarak "4 temmuz" gibi bayram olarak kutlayıp, çocuklarımız bayram gibi sevdirip; daha anlamlı kılamıyoruz ki...
İstemiyorum ben devlet töreni, TV de uyduruk bi haber, iki damla gözyaşı....
Ben hayat tarzı, bayram çoşkusu, gerçek bir anma istiyorum...
Herşey hakettiği gibi olsun istiyorum
17 Mart 2010 Çarşamba
İNCİRLİ TATLI
"bu tatlı Herkese TATLI"
Evet bu tatlıyı anlatan ifade bu, bu sebeple adını değiştiriyorum:
Kek
6 tane İNCİR ( 2 su bardağı sıcak suya küçükçe doğranıp 10 dk ıslanacak)
4 YUMURTA
1,25 (yani 1 bardaktan biraz fazla ) su bardağı ŞEKER
1 Avuç iri kıyım CEVİZ
1,25 un (aynen yukardaki mantık)
1 paket KABARTMA TOZU
Şerbet
2 su bardağı sıcak SU (İncirleri içinden çıkardığınız su)
2 tatlı kaşığı NESCAFE
3 yemek kaşığı ŞEKER
Muhallebi
2 yemek kaşığı NİŞASTA ( tepelemeye yakın)
2 yemek kaşığı UN (tepelemeye yakın)
5 yemek kaşığı ŞEKER
1 litre SÜT
+ inerken 50 gr MARGARİN
+ soğuduktan sonra 1 paket KREM ŞANTİ
Öncelikle muhallebiyi yapıp; margarini karıştırıp, kenara alın ki soğusun...
Keki yapıp yağlanmış tepsiye dökün
Keke en son ceviz ve inciri ekleyin (sudan kaşıkla süzerek çıkarın, biraz sulu ve ılık olması keki daha da iyi kabartıyor)
170- 180 derece fırında üzeri ŞÖYLE olana kadar pişirin.
Fırından çıkarıp çatalla 50-60 ya da 100 kez delin :)))
Sonra üzerine incirleri ıslayıp lezzetinin yarısını geçirttiğiniz suyla yapılmış -ve eksildi ise 2 su bardağına tamamlanmış- şerbeti kaşık kaşık yavaşça dökün, her tarafa emdirin.
Atın balkona soğusun..
Muhallebiniz de soğumuştur, muhallebiye kremşantiyi ekleyip bi güzel çırpın..
Şerbetli kek biraz ılıyınca çırpılmış muhllebiyi üzerine dökün, buzdolabında 1 gece bekletin...
Yanına kurabiye olarakda Çalışkan Arı Çiğdem'in MUHTEŞEM Bonibonlu Kurabiyelerinden yapıp her tür misafirinizi mutlu edin...
{ Kızımın misafirleri(bu güne kadar ağırladığım en önemli misafirdi benim için), Kocamın misafirleri ve benim misafirlerim de art arda denendi, ONAYLANDI :)))))))}
Evet bu tatlıyı anlatan ifade bu, bu sebeple adını değiştiriyorum:
BU TATLI HERKESE TATLI
Kek
6 tane İNCİR ( 2 su bardağı sıcak suya küçükçe doğranıp 10 dk ıslanacak)
4 YUMURTA
1,25 (yani 1 bardaktan biraz fazla ) su bardağı ŞEKER
1 Avuç iri kıyım CEVİZ
1,25 un (aynen yukardaki mantık)
1 paket KABARTMA TOZU
Şerbet
2 su bardağı sıcak SU (İncirleri içinden çıkardığınız su)
2 tatlı kaşığı NESCAFE
3 yemek kaşığı ŞEKER
Muhallebi
2 yemek kaşığı NİŞASTA ( tepelemeye yakın)
2 yemek kaşığı UN (tepelemeye yakın)
5 yemek kaşığı ŞEKER
1 litre SÜT
+ inerken 50 gr MARGARİN
+ soğuduktan sonra 1 paket KREM ŞANTİ
Öncelikle muhallebiyi yapıp; margarini karıştırıp, kenara alın ki soğusun...
Keki yapıp yağlanmış tepsiye dökün
Keke en son ceviz ve inciri ekleyin (sudan kaşıkla süzerek çıkarın, biraz sulu ve ılık olması keki daha da iyi kabartıyor)
170- 180 derece fırında üzeri ŞÖYLE olana kadar pişirin.
Fırından çıkarıp çatalla 50-60 ya da 100 kez delin :)))
Sonra üzerine incirleri ıslayıp lezzetinin yarısını geçirttiğiniz suyla yapılmış -ve eksildi ise 2 su bardağına tamamlanmış- şerbeti kaşık kaşık yavaşça dökün, her tarafa emdirin.
Atın balkona soğusun..
Muhallebiniz de soğumuştur, muhallebiye kremşantiyi ekleyip bi güzel çırpın..
Şerbetli kek biraz ılıyınca çırpılmış muhllebiyi üzerine dökün, buzdolabında 1 gece bekletin...
Yanına kurabiye olarakda Çalışkan Arı Çiğdem'in MUHTEŞEM Bonibonlu Kurabiyelerinden yapıp her tür misafirinizi mutlu edin...
{ Kızımın misafirleri(bu güne kadar ağırladığım en önemli misafirdi benim için), Kocamın misafirleri ve benim misafirlerim de art arda denendi, ONAYLANDI :)))))))}
16 Mart 2010 Salı
Esirgemeden..........
Kanaltürk'teki programı izlerken aldığım haz tarif edilemezdi...
Hayatımda ilk defa; acımadan ya da "vah vah" demeden evvel, "AFERİN BANA" dedim kendime.....
Hayatımda ilk defa 30 yaşında bi işe yaradım..
Yarın belki de BENİM DE BAŞIMA gelecek olan ENGELLİLİK için, sevgili kardeşlerim için kitap seslendirdim, koskocaman bir yapının harcında KUM TANESİ oldum....
AFERİN BANA......
ESİRGEMEDEN

Arkadaşınızın mail adresi: | |
Çocuk Esirgeme Kurumları’ndaki engelli çocuklar umutların umutları hep yeşerecek...
Türkiye’nin en büyük isimleri, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumları’ndaki engelli çocuklarımızın umutlarını yeşertecek“ESİRGEMEDEN” projesinde bir araya geliyor.
Projede yer alan dev isimler, albümde kendilerine eşlik eden engelli partnerleriyle canlı performanslarını sergileyeceği bu anlamlı GALA gecesi Saat 00.15’te sadece Kanaltürk ekranlarında. Sakın kaçırmayın!
Sanatçılar ve Partnerleri :
Sezen Aksu ‘Söz’ adli şarkısında down sendromlu 11 kişilik koro ile,
Ajda Pekkan ‘Sen İste’ adlı şarkısında down sendromlu Ayşe Ağaoğlu ile,
Nülüfer ‘Anlat Arkadaşım’ adlı şarkıda görme engelli Sevda Bozbay ile,
Emel Sayın ‘’Sorma’ adlı şarkısında bedensel engelli Yıldız Suna Aktürk ile,
Levent Yüksel ‘İkinci Bahar’ adlı şarkısında bedensel engelli Seyran Ormankurt ile,
Mor ve Ötesi ‘Büyük Düşler’ adlı şarkısında görme engelli Nezih Atik ile,
Sibel Can ‘Lale Devri’ adlı sevilen şarkısında görme engelli Şilay Turhan ile,
Yavuz Bingöl ‘Kara Tren’ adlı şarkıda bedensel engelli dokuz kişilik koro ile,
Olgun Şimşek zihinsel engelli Murat Akıl bağlaması ile.
Yüksek Sadakat’in ‘Aşk Durdukça’ adlı şarkısında ise işitme ve konuşma engelli 15 kişilik bir topluluk işaret diliyle eşlik edecek.
Gecenin Sunuculurı:
Meltem Cumbul, Halit Ergenç, Kıvanç Tatlıtuğ, Demet Akbağ, Özgü Namal, Oktay Kaynarca, Meral Okay, Arda Turan, Emre Aşık, Cansu Dere, Sinan Tuzcu, Fırat Çelik, Hande Ataizi, Hande Subaşı , Ali Sunal, Begüm Kütük, Dolunay Soysert, Engin Altan Düzyatan, Ezo Sunal, Selçuk Yöntem, Zeynep Özder, Emre Altuğ ve daha birçok ünlü isim.
Galatasaray Spor Klübü Tekerlikli Sandalye Şube Başkanı Dilara Endican'ın öncülüğünde ESİRGEMEDEN projesi bir çok engelli çocuğun umutlarını yeşertiyor.
Projede yer alan dev isimler, albümde kendilerine eşlik eden engelli partnerleriyle canlı performanslarını sergileyeceği bu anlamlı GALA gecesi Saat 00.15’te sadece Kanaltürk ekranlarında. Sakın kaçırmayın!
Sanatçılar ve Partnerleri :
Sezen Aksu ‘Söz’ adli şarkısında down sendromlu 11 kişilik koro ile,
Ajda Pekkan ‘Sen İste’ adlı şarkısında down sendromlu Ayşe Ağaoğlu ile,
Nülüfer ‘Anlat Arkadaşım’ adlı şarkıda görme engelli Sevda Bozbay ile,
Emel Sayın ‘’Sorma’ adlı şarkısında bedensel engelli Yıldız Suna Aktürk ile,
Levent Yüksel ‘İkinci Bahar’ adlı şarkısında bedensel engelli Seyran Ormankurt ile,
Mor ve Ötesi ‘Büyük Düşler’ adlı şarkısında görme engelli Nezih Atik ile,
Sibel Can ‘Lale Devri’ adlı sevilen şarkısında görme engelli Şilay Turhan ile,
Yavuz Bingöl ‘Kara Tren’ adlı şarkıda bedensel engelli dokuz kişilik koro ile,
Olgun Şimşek zihinsel engelli Murat Akıl bağlaması ile.
Yüksek Sadakat’in ‘Aşk Durdukça’ adlı şarkısında ise işitme ve konuşma engelli 15 kişilik bir topluluk işaret diliyle eşlik edecek.
Gecenin Sunuculurı:
Meltem Cumbul, Halit Ergenç, Kıvanç Tatlıtuğ, Demet Akbağ, Özgü Namal, Oktay Kaynarca, Meral Okay, Arda Turan, Emre Aşık, Cansu Dere, Sinan Tuzcu, Fırat Çelik, Hande Ataizi, Hande Subaşı , Ali Sunal, Begüm Kütük, Dolunay Soysert, Engin Altan Düzyatan, Ezo Sunal, Selçuk Yöntem, Zeynep Özder, Emre Altuğ ve daha birçok ünlü isim.
Galatasaray Spor Klübü Tekerlikli Sandalye Şube Başkanı Dilara Endican'ın öncülüğünde ESİRGEMEDEN projesi bir çok engelli çocuğun umutlarını yeşertiyor.
15 Mart 2010 Pazartesi
Yünlü Çiçekden Küpe
Kardeşceyzimin yünden çiçeği idi bunlar,
Çamla ( kısaca Çiğdem abla anlamında ) " BİŞİY YAPSANA BANAAAA"
diyerekten tutuşturduydu elime..
Ben de sadece küpe halkasına geçirdim...
Güzek oldu kız vallaha :)))
Çamla ( kısaca Çiğdem abla anlamında ) " BİŞİY YAPSANA BANAAAA"
diyerekten tutuşturduydu elime..
Ben de sadece küpe halkasına geçirdim...
Güzek oldu kız vallaha :)))
14 Mart 2010 Pazar
Peçeteliğin kolayı
bu peçetelikleri OÇEM de yapmış, satmış; kermesimize bolca da kazanç sağlamıştık...
Şimdi ben onlara yeni süs yaptım, şekillerdeki gibi katlayıp silikonladım
ardından sipiral tele geçirilip ucu kıvrılmış boncuklara silikonla yapıştırdım.Ha bu arada söyliyim, spiral biraz büyükse güzel de bilezik oluyor :)))
1 Mart 2010 Pazartesi
Ev yapımı TEREYAĞI ( en ŞAHANESİNDEN)
ÇALIŞKANARI TEREYAĞI ( 1000gr )
Yaklaşık 4 yıldır kendim yapıyorum tereyağımı, hatta artırıp anneme bile veriyorum.
Tarif kolaymış da ben bulup öğrenene kadar epey eziyet çektim...
Ama değdi Valla...
Sağolsun Ece'cim öğretmişti en sonunda yöntemi,
Tabi bendeniz ÇALIŞKANARI herzamanki gibi sadece MÜKÜMMELLEŞTİRDİM :))))
öncelikle sütü pişirip en az 24 saat buzdolabında bekletin..
Yukardaki gibi kaymak yapsın...
bir kaşık ya da kevgir kaşıkla kaymağı mümkün olduğunca sütsüz saklama kabına alın, başlatın bekleme işini..
Yeteri kadar kaymak birikince (3-4 haftada bir yaparım ben bu işi) Kaymağı 1 gün dışarda bekletin kıvama gelsin...
Peşinden mikser yada robotta krema kıvamında 10-20 dk çırpın, yukardakine benzesin :)))
Ardından üzerine 1 su bardağı kadar kaynar su ekleyin, yukardaki gibi eriye-köpüre çırpın..Peşinden içine 9-10 küp buz atılmış buzlu suyu (3su bardağı kadar), buzları tam erimeden içine dökün; aşağıdaki gibi pütürlü görünüm alana ve kaşığa gelene kadar çırpın.. Oda şu aşağıdakine benzesin, eğer benzemezse tekrar buzlu su ekleyin,olacaktır.
Ardından kevgir kaşıkla yağı dışarı alıp suyu atın...
Bu işlemi 3 kez daha tekrarlayın ta ki; yağın suyu "ayran içilmiş bardağa su konmuş" rengini alana kadar :)))))
Sonuçta elinize geçen yağ da ŞUDUR :
Ve sanırsam ben 20 kilo sütten 1kg tereyağı elde edip çok çok da kullanarak 1,5 ay da tüketiyorum bu yağı...Sorarsanız süte ne oldu diye, kendisi çoğunlukla yoğurt olur ve bana yağsız oluşu sebebi ile daha da sağlıklı geliyor..
Vallaha biz ailecek yiyoz, içiyoz; güzelleşiyoz :))))
YARASIN Dİ Mİİİİ???
26 Şubat 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)